DOLAR 37,9516 % 0.02
EURO 41,9118 % 1.63
STERLIN 50,1105 % 1.52
FRANG 43,8298 % 1.88
ALTIN 3.817,07 % -0,25
BITCOIN 83.717,87 -1.123

KIRMIZI OJE

Yayınlanma Tarihi : Google News
1

İlkel ya da gelişmiş olmasının önemli olmadığı pek çok toplumda tabakalaşma da farklı düzeylerin görülmesi sosyolojik bir gerçekliktir. 

Benzer statüye, mesleğe, kültürel yaşam ve ekonomik seviyeye haiz insanlar aynı sosyal sınıf içindedir. Sosyal sınıfların pek çok belirleyicisi bulunsa da ekonomi bunların en etkileyicisidir. Ekonomiyi belirleyende genelde yapılan meslektir. Meslekler de çoğunlukla statüyü beraberinde getirir. Birçok sosyolog toplumu sınıflara ayırırken icra edilen mesleğe göre değerlendirme yapmıştır. Meslekler kişilerin ekonomik durumunu, ekonomik durum da kişinin siyasi, sosyal, kültürel vb. durumunu etkilemektedir. Örneğin; yoksul kesim yalnızca ekonomik manada değil toplumsal pek çok alanda imkânların yetersizliğinden dolayı sıkıntı yaşamaktadır.

Toplumdaki sosyal sınıf ayrımı bireyi bulunduğu sınıfın dışındaki diğer sınıfın bireyleri ile iletişimde olup vakit geçirmesi gibi etkileşimden uzak tutar. Bu durum da toplumsal kaynaşmanın olması ve homojen bir toplum yapısının oluşması için engel teşkil etmektedir.

Ayrıca bu sınıf farkları eğitim gördüğü okul, kullandığı aksesuar, birlikte zaman geçirdiği insanlar, giyim kuşamdan tutunda gezilen yerlere kadar farklılık gösterir. Hatta tırnaklar bile…

Tırnakların bakımı bugünden 5000 sene evvelinde Hindistan’a değin uzanır. O zamanlardan beri Hintli kadınlar parmak ucu ve tırnaklarını kına ile boyamışlardır. Asil erkekler ise tırnaklarını Babil’in güneyinde M.Ö. 4000’lerde kohl ile gölgelendirmişlerdir. Esasen sosyal sınıflarını vurgulamak amacıyla bu uygulamayı yapmışlardır. Asiller siyah tırnak, orta sınıf ise yeşil renk tırnak kullanırlardı.

Manikürde kullanılan ilk aletler M.Ö. 3000’li yıllara ait kraliyet mezarlarında bulunmuştur. Dolayısıyla Mısırlı erkekler hem manikür hem de pedikür yaptırmıştır. Mısırlılar da tırnaklarının rengini toplumsal sınıfları birbirinden ayırmak maksadıyla kullanmıştır. Firavunların zamanında da tırnakların rengi asaletinin birer simgesi olmuştur. Örneğin, Kral Akhenaton’un eşi Nefertiti’nin el ve ayak tırnaklarında yakut rengi, Kleopatra ise vişne rengini tercih etmiştir. Alt sınıftaki kadınların ise sadece donuk renkleri kullanmalarına müsaade edilmiştir.

Ayrıca tırnakların tarihteki bu serüveni dünyanın bir başka coğrafyası olan Çin İmparatorluğu’nda ise çok farklı biçimde gelişme göstermiştir. Çinlilerde oje ilk olarak arı balmumu, yumurta akı ve bitkisel özlerin karışımı ile yapılmıştır. Daha sonraları M.Ö. 600’lerde asiller tırnaklarını altın ve gümüş ile kaplayıp, siyah ve kırmızı renklerde boyayarak asaletlerini vurgulamışlardır.

Dolayısıyla oje, eski dönemlerde bugünden farklı olarak daha çok sosyal bir anlam içermiştir.

Doğulularda tüm bunlar yaşanırken Batılı kadınlar ne makyaj ne de tırnak süslemesi yapmıştır. Onlar da erdemli görünüş amacıyla süslemelerden uzak durmuştur. Ne var ki bu durumlarını 20. yüzyıla kadar koruyabilmişlerdir.

Ayrıca tırnaklar aksesuar ile zenginleştirilerek güzel ve bakımlı olmak devamlılığında büyük bir gelişme yaşamıştır.

Oje bugünkü haline 1917’lerde geldi. Reçine bazlı doğal renkte ilk likit ojeye pigmentlerle renk verilen opak oje 1932 yılında yapıldı. Charles Revson ismindeki bir girişimci, kadınların tepeden tırnağa renkli ve güzel olmalarını hayal ediyordu. Ne var ki, 1932 senesinin bakımlı ve güzel kadınları tırnakta tek renk, yani renksiz bir cilayı tercih ediyordu.  

Revson, kimyacı kardeşiyle evinin mahzeninde kolları sıvayarak işe koyuldu. Ardından bu iki Musevi kardeş ilk kırmızı ojeyi minik bir kazanda üretmeyi başardılar. Minik bir şişeye bu parlak kırmızı ojeyi koydular. Ama bu cilayı fırça ile sürmek gerekiyordu ve bu minik şişeye uygun fırça yapabilmekte oldukça zorluk yaşadılar. Ancak fırçayı kapağa ekleyerek bugünkü halindeki oje şişesini yaptılar.  Charles, bugün köylerdeki bakkal biçiminde içinde her şeyin bulunduğu o yörenin, tek dükkânına kendilerinin ürettiği ojeyi tanıtmaya gitti. Charles “Kadınlar çiçek gibi olmalı ama ne yazık ki hepsi tırnaklarında renksiz cila kullanıyor. Oysa ben herkesin gözünü kadınların ellerinden alamayacağı kırmızı renkte ürettiğim tırnak cilasını hepsinin parmaklarında görmek istiyorum. “ Revson, o kadar heyecanlı konuşuyordu ki dükkân sahibine 100 şişe sipariş getireceğini söylerken buldu kendini. Sipariş tamam olmasına tamamdı ama üretim nasıl olacak ve sipariş nasıl yetiştirilecekti?

Hızlıca şişe siparişi verildi ve üretim başladı. Böylece kırmızı ojenin ilk serüveni “Bachelor’s Carnation” ismiyle başlamış oldu.  

Revson, ismindeki bir harfi de değiştirip kendine ait markayı yaratmış oldu: Revlon!

İlk kırmızı ojeden sonra ikincisi Mrs. Miniver Rose adıyla çıktı. 1940 senesinde oje ile aynı renk ruj üretimi de başladı. Revlon firmasını tüm dünyaya duyuran renk ise 1952’de tanıtılan ve uzun seneler kadınların gözdesi haline gelecek olan buzlu kırmızı efsanevi “Fire and Ice” oldu. Daha sonra “Love That Pink” ve “Flama Grande” ile pembe renk sahada boy gösterdi.

Kırmızı ojenin macerası sonraları değişim gösteren renkler ile çeşitlendi. Tırnaklar ile alakalı kozmetik sektörü de gelişti. Kadınlar tırnakların sağlığını da daha çok önemser oldu. Günümüzde doğal tırnaklar kadar protez tırnaklar da gözleri kamaştıracak şekilde çeşitlendi. Ama bütün bu zengin çeşitliliğe rağmen kırmızı tırnaklar hala cazibesini korumaya devam ediyor. Daha uzun yıllar boyunca da bu tahtın varisi çıkacak gibi görünmüyor.

Evet, sevgili kadınlar haydi tıpkı kırmızı ojemiz gibi gözleri kamaştıralım, kendimizi her anlamda zenginleştirelim, irademiz dışında bize biçilen rolleri sallayalım, tahtımızı koruyalım…

Ve adımızdan bir harf atalım “KADIn” “KADI”! ve kendi mahkemelerimizin başkanı olalım… 

 

YORUM YAP